MEDYA VE İNTERNET ORTAMINDAKİ YAYINLAR KARŞISINDA KİŞİLİK HAKLARININ KORUNMASI

Kişilik hakları, pek çok temel hakkı da bünyesinde barındıran ve koruyan mutlak bir haktır. BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 12, 15, 16 ve 17. Maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. Maddesinde kişilik hakları değişik yöntemlerle koruma altına alınmıştır.

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ, KİŞİLİK HAKLARINI; DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ KARŞISINDA KORUMA ALTINA ALMIŞTIR.

AİHS’nin Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü başlıklı 9. Maddesinde
“Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, kamuya açık veya kapalı ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
 
Din veya inancını açıklama özgürlüğü, sadece yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir.” denilmiştir.

AİHS’nin İfade özgürlüğü başlıklı 10. Maddesinde “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
 
Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” denilmiştir.

Görüldüğü üzere AİHS’nin sistematiğinde önce koruma altına alınan hakkın tanımı yapılmakta, bilahare bunun sınırları ile sınırlandırılabilme sebepleri ve usulü belirtilmektedir.

AİHS’nin bu sistematiği bizi iki sonuca götürmektedir. Birincisi usul ile ilgilidir. Buna göre hakkın sınırlanması kanunla yapılacaktır. İkincisi ise sınırlama sebeplerinin niteliği ile ilgilidir. Dikkat edilirse -bir tanesi hariç- Sözleşmede sayılan sınırlama sebeplerinin tümü devlet ve kamu otoritesinin korunmasına yöneliktir. Sadece başkalarının şöhret ve haklarının korunması, kişi veya kişilik hakları ile ilgilidir.

Yani AİHS sistematiğinde kişi hakları; devletin güvenliği, kamu düzeni ve sair korunan değerler ile eş değerde görülmüş ve sınırlama sebebi olarak düzenlenmiştir.
 
KİŞİLİK HAKLARI, AİHS SİSTEMİNE UYGUN OLARAK TÜRK MEVZUATINDA DA KORUMA ALTINA ALINMIŞTIR.

Kişilik, Anayasanın Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17. Maddesinde; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle düzenlenmiş ve kişilik hakkının bünyesinde mündemiç olduğu kabul edilen bütün haklar koruma altına alınmıştır.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti Anayasanın 26. Maddesinde; “ Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar…….Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.” şeklinde düzenlenmiştir.
 
Anayasanın Basın hürriyeti başlıklı 28. Maddesinde; “Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27. Maddeleri hükümleri uygulanır.” denilmiştir.

Anayasanın Düzeltme ve cevap hakkı başlıklı 32. Maddesinde ise; “Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir. Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hâkim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç 7 gün içerisinde karar verilir.” denilmiştir.

Ayrıca Anayasanın Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması başlıklı 14. Maddesinde; “Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.” denilmiştir.

Medeni Kanunun 24. Maddesinde kişilik haklarının saldırıya karşı korunmasındaki temel ilke ortaya konmuş, 25. Maddesinde ise kişiliğin korunmasında uygulanabilecek yöntemlerin, dava ve talep türlerinin neler olduğu açıklanmıştır.

Basın ve düşünceyi açıklama hürriyetinin kullanılmasını sınırlandıran istisnalardan birisi de kişilik haklarının korunmasıdır. AİHM içtihatlarında bu istisnaların mutlaka yasayla düzenlenmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu kapsamda hukuk düzenimizde uluslar arası sözleşmelere uygun ve gelişmiş demokrasilerden nakledilmiş pek çok yasal düzenleme bulunmaktadır.
 
Örneğin 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun Düzeltme ve cevap hakkı başlıklı 18 – (1) Maddesi; “Gerçek ve tüzel kişiler, kendileri hakkında şeref ve haysiyetlerini ihlâl edici veya gerçeğe aykırı yayın yapılması hâlinde, yayın tarihinden itibaren altmış gün içinde, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmamak ve suç unsuru içermemek kaydıyla, düzeltme ve cevap yazısını ilgili medya hizmet sağlayıcıya gönderir……” denilmiştir.

Keza 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun İçeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi başlıklı 9. Maddesi; “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması halinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.” denilmiştir.

Öte yandan, kişilik haklarına saldırının bir şeklini yaptırım altına alan hakaret suçu da 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda düzenlenmiştir.
 
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 125. Maddesinde; “Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ……. kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır… Hakaret suçunun; Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz….Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.” denilmiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 125. Madde Gerekçesinde ise; “Madde metninde hakaret suçu tanımlanmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır.
 
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, kişiye somut bir fiil veya olgu isnat edilmelidir. Örneğin, kamu görevlisinin bir kişiden bir iş karşılığında belli bir miktar rüşvet aldığı yönünde isnatta bulunulması durumunda hakaret söz konusudur. Kişiye isnad olunan somut fiilin gerçek olup olmamasının, hakaret suçunun oluşması bakımından bir önemi yoktur……. Keza kişiye her hangi bir olayla irtibatlandırmadan, soyut olarak yakıştırmalarda bulunulması halinde de, hakaret suçu oluşur…… Aynı şekilde kişiye soyut olarak ‘hırsız’, ‘rüşvetçi’… gibi yakıştırmalarda bulunulması halinde de hakaret suçu oluşmaktadır…… Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amacına yönelik olarak belli bir siyasi kanaatin isnad edilmesi halinde de hakaret suçu oluşur. Örneğin bir kişiye ‘faşist’, ‘komünist’ veya mürteci demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Bir kişiye izafeten söylenen sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hâkim olan telakkileri, örf ve adetleri göz önünde bulundurmak gerekir.” denilmiştir.

Kişinin haysiyeti ve şerefi, kişilik haklarının kapsamı dâhilindedir. Şeref ve haysiyet, kişinin insan olmak sıfatıyla sahip olduğu değerler olarak kabul edilmektedir. Şeref ve haysiyet, kişilerin toplum içindeki hal ve davranışları ve yaşam tarzlarına göre toplum tarafından kendilerine biçilen değerdir. Başka bir deyişle, bir kimsenin gerek özel, gerek mesleki yaşam biçimi itibarıyla toplumda kazanmış olduğu itibar, erişmiş olduğu saygınlıktır.

Dolayısıyla TCK’da düzenlenen hakaret suçunu oluşturacağı muhakkak olan ifadelerin kişilik haklarını da ihlal edeceği hususunda hiç kuşku yoktur.

Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün eksen özgürlük olarak pek çok diğer hak ve özgürlükle bağlantılı olduğunu değerlendirmektedir. Anayasa Mahkemesinin 29.05.2014 tarihli ve Başvuru No: 2014/4705 sayılı kararında; “İfade özgürlüğü, Anayasada güvence altına alınan diğer hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmı ile doğrudan ilişkilidir. Görsel ve yazılı medya araçları yoluyla fikir, düşünce ve haberlerin yayılmasını güvence altına alan basın özgürlüğü de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılma araçlarından biridir. Basın özgürlüğü, AİHS’de ifade özgürlüğüne ilişkin 10. Madde kapsamında koruma altına alınmışken, Anayasanın 28 ila 32. Maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir.” denilmiştir. Kararda; ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü ile başkalarının kişilik haklarının çatışması durumunda, çatışan iki değer arasında hukuka uygun bir denge gözetilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

HUKUK UYGULAMAMIZDA, İFADE VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN SINIRLANDIRILMASI KONUSUNDA YARGITAY CEZA VE HUKUK DAİRELERİ TARAFINDAN BENZER ÖLÇÜTLER GELİŞTİRİLMİŞTİR.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2010 tarihli ve 2010/4-377 E., 2010/365 K. sayılı kararında; Basının haber verme özgürlüğünün kullanılmasında, haberin gerçeği yansıtmasının, güncelliğinin ve gerçekliğinin yanı sıra, haberin veriliş biçimi ile haberde kullanılan dilin de önemli olduğu, bu ölçütlere uyulmadan verilecek olan haber nedeniyle basının haber verme hakkının korunmayacağı ifade edilmiştir.
 
Kararda özetle “ Basının haber verme fonksiyonunu yerine getirirken kullanacağı hakkın, özel hukuk alanında sınırı; gerçeklik, kamu yararı ve toplumsal ilgi, güncellik, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık kuralları ile çizilmiş ve belirlenmiştir. Hemen belirtelim ki bu koşullardan biri dahi bulunmazsa yayın hukuka aykırı duruma düşer ve üstün görülüp korunmaz. Diğer taraftan, ŞEREF VE HAYSİYET veya ÖZEL YAŞAMA (KİŞİLİK HAKLARINA) SALDIRI niteliğindeki GERÇEK DIŞI olayların açıklanması hiçbir zaman hukuka uygunluk nedeninden yararlanamaz. Tamamen gerçek dışı yayınlar daima hukuka aykırı olduğundan; ne düşünce ne de basın özgürlüğü ile bağdaştırmak mümkün değildir.” denilmiştir.
 
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.04.2002 tarihli ve 2002/4-108 E., 2002/235 K. sayılı kararında; “Basın yoluyla işlenen suçlarda hukuka uygunluk halleri, haber verme ve eleştirme hakkı ile mağdurun rızasıdır. Temelini Anayasanın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin GERÇEK ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması gerekir. Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir haktır. Toplumun ilerlemesi ve yararı için zorunludur. Ancak eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı, yazıda KÜÇÜLTÜCÜ, İNCİTİCİ, ABARTILI sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birisinin olmaması halinde, haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır.” denilerek kullanılan ölçütler açıklanmıştır.